Medeni Kanun 100 Yaşında: Kadınların Eşit Yurttaşlığından Vazgeçmiyoruz!

4 Ekim 2026, Pazar

Medeni Kanun 100. Yaşında, kutlu olsun…

Bugün asıl mesele, Medeni Kanun’un 100 yıllık tarihini kutlamak değil; kadınların bu kanunla elde ettiği eşit yurttaşlık anlayışının geleceğini savunmaktır.

Son yıllarda “aileyi koruma” ve “nüfusu artırma” başlıkları altında yürütülen politikalar, giderek kadınların yaşamını ve haklarını belirleyen kapsamlı bir politika alanına dönüşüyor. 2025’in “Aile Yılı” ilan edilmesiyle başlayan süreç, kadınların çalışma yaşamından doğurganlığına, boşanma hakkından çocuk bakımına kadar hayatın bütün alanlarına müdahale edilen yeni bir döneme işaret ediyor.

Kadınların yaşam koşullarını değiştirmeden, bakım yükünü paylaşmadan, ekonomik bağımsızlığı güçlendirmeden kadınlardan daha fazla çocuk doğurmalarını istemek bir sosyal politika değildir. Kadınların bedenini ve emeğini nüfus politikasının aracı haline getirmektir.

Üstelik “aileyi koruma” söylemi, giderek kimin aile sayılacağına ve hangi yaşam biçimlerinin kabul edilebilir olduğuna ilişkin bir müdahale alanına dönüşmektedir. Aileyi korumak, farklı yaşam biçimlerini hedef göstermek değil; kadınları, çocukları ve LGBTİ+ bireyleri şiddetten, ayrımcılıktan ve yoksulluktan korumaktır.

Bugün kadınların medeni hakları bakımından en önemli tehditlerden biri de boşanma hakkı etrafında şekillenen yeni düzenleme arayışlarıdır.

“Boşanma süreçlerini hızlandırma” gerekçesiyle gündeme getirilen düzenlemeler, kadınların boşanma sürecindeki haklarını ve güvencelerini zayıflatıyor. Boşanmanın hızlı olması tek başına adalet anlamına gelmez. 

Kadınlarla erkekler arasındaki tarihsel ve ekonomik güç eşitsizlikleri görmezden gelinerek boşanmanın “uzlaşma” veya “hız” meselesine indirgenmesi, kadınların hak kayıplarını görünmez hale getiriyor. Bu yolla Medeni yasadaki aile hukukundan kaynaklanan nafaka, tazminat, mal rejimi alacağı gibi haklar yok edilerek kadınlara devlet ve aile eliyle ekonomik şiddet uygulanmasının önü daha da açılmak istemektedir.

Kadınların hızlı değil, adil boşanmaya ihtiyacı vardır.

Yoksulluk nafakasına ilişkin Anayasa Mahkemesi kararı da bu nedenle yalnızca teknik bir hukuk düzenlemesi olarak ele alınamaz. Yıllarca ev içi emek vermiş, çocukların bakımını üstlenmiş, eğitim ve çalışma olanakları kısıtlanmış kadınların boşanma sonrasında ekonomik güvencesizliğe sürüklenmesi, nafaka hakkının evlilik süresi üzerinden tartışılması kadınların eşit yurttaşlığını doğrudan etkiler.

Bütün bunlar yaşanırken kadına yönelik şiddetle mücadelede de kadınların yaşam hakkını güvence altına alan 6284 Sayılı yasanın hükümleri ve içeriği yürürlükte olan İstanbul Sözleşmesinin öngördüğü caydırıcı politikalar hayata geçirilmiyor. Koruma kararlarının etkin uygulanmadığı, şiddet faillerinin caydırıcı yaptırımlarla karşılaşmadığı, kadınların güvenli biçimde başvurabileceği mekanizmaların yetersiz kaldığı bir ortamda “aileyi koruma” söyleminin gerçek bir karşılığı olamaz.

Çünkü kadınların eşit yurttaşlığı yalnızca Medeni Kanun’daki birkaç maddeden ibaret değildir.

Biz kadınlar, medeni haklarımızın aileci politikaların konusu haline getirilmesine; boşanma hakkımızın, ekonomik güvencemizin, bedenimiz ve yaşamımız üzerindeki karar hakkımızın sınırlandırılmasına; eşit yurttaşlık yerine makbul kadın ve makbul aile tanımlarının dayatılmasına izin vermeyeceğiz.

Eşit yurttaşlıktan, laik hukuk düzeninden, kadınların özgürlüğünden ve kazanılmış haklarımızdan vazgeçmiyoruz.

#MedeniYasaKırmızıÇizgimiz

#MedeniYasadanVazgeçmeyeceğiz

#YasalaraDokunmaUygula

 

4 Ekim 2026

EŞİK – Eşitlik İçin Kadın Platformu

www.esik.org.tr / iletisim@esikplatform.net

Tarihçemiz Box

Tarihçemiz

Site içi arama
Eşik footer
copyright