Medeni Kanun 100 Yaşında: Kadınların Eşit Yurttaşlığından Vazgeçmiyoruz!
Medeni Kanun 100. Yaşında, kutlu olsun...
Bugün asıl mesele, Medeni Kanun’un 100 yıllık tarihini kutlamak değil; kadınların bu kanunla elde ettiği eşit yurttaşlık anlayışının geleceğini savunmaktır.
Son yıllarda “aileyi koruma” ve “nüfusu artırma” başlıkları altında yürütülen politikalar, giderek kadınların yaşamını ve haklarını belirleyen kapsamlı bir politika alanına dönüşüyor. 2025’in “Aile Yılı” ilan edilmesiyle başlayan süreç, kadınların çalışma yaşamından doğurganlığına, boşanma hakkından çocuk bakımına kadar hayatın bütün alanlarına müdahale edilen yeni bir döneme işaret ediyor.
DevamıAnayasa Mahkemesi’nin Yoksulluk Nafakasıyla İlgili Gerekçeli Kararı Yayımlandı: Cinsiyet Eşitsizliği ve Kadın Yoksulluğu Görmezden Gelindi
Anayasa Mahkemesi’nin 4 Haziran 2026’da verdiği, Medeni Kanun’un yoksulluk nafakasıyla ilgili 175. Maddesinde yer alan “süresiz olarak” ibaresinin iptaline ilişkin kararının gerekçesi, 30 Eylül 2026 tarihinde Resmi Gazete’ de yayımlandı. Karar, dokuz ay sonra 30 Haziran 2027’de yürürlüğe girecek.
Anayasa Mahkemesi, 17 Mayıs 2012 tarihli kararından dönerek yoksulluk nafakası konusunda köklü bir içtihat değişikliği yapmış oldu. Karar oy çokluğu ile alındı. 15 üyeden 3’ü aleyhe karşı oy vererek söz konusu içtihat değişikliğini desteklemedi.
DevamıLGBTİ+ olmak, dernek kurmak, temel insan haklarını savunmak suç değildir
12 Eylül 1980 askeri darbesinin 46. yıl dönümünde, önce LGBTİ+ insan haklarını savunan ve şiddet mağduru LGBTİ+’lara destek veren sosyal medya hesaplarına erişim engeli getirildi ardından da derneklere, evlere ve işyerlerine gece yarısı polis operasyonları ve gözaltı haberleri geldi.
DevamıEngelli yakını intiharları, bir “aile faciası” değil, bakım krizinin sonucudur.
İzmir’de lösemi hastası engelli oğlu Ahmet Barış Kandemir’i öldürdükten sonra kendi yaşamına son veren anne Nurten Kandemir’in yaşadığı durumu “aile faciası”, “bunalıma giren anne” ve benzeri başlıklarla vermek, yaşananları bireysel bir çaresizlik ve aile içi meseleye indirgemektir.
Oysa bu olay, sağlık ve bakım hizmetlerinin ailelere ve genellikle de aile içindeki kadınların üzerine bırakıldığı, insan hayatının ve bakım emeğinin değersizleştirildiği, sosyal devletin ortadan kaldırıldığı, yaşamı değil piyasayı merkeze alan bir düzenin ağır sonuçlarından biridir.
DevamıSoyadımızdan, Kütüğümüzden, Kimliğimizden Vazgeçmiyoruz!
Anayasa Mahkemesi, Resmî Gazete’de (10.8.2026) yayımlanan kararıyla, kadının evlenince eşinin nüfus kayıt sistemine nakledilmesini düzenleyen, “evlenen kadının kaydı kocasının hanesine taşınır” şeklindeki Nüfus Hizmetleri Kanunu’nun 23. maddesinin 2. fıkra 1. cümlesini Anayasa’ya aykırı bulmadı.
Mahkeme, kadınlar aleyhine cinsiyet ayrımcılığı yarattığı için Anayasa’ya aykırı olduğu iddiasıyla, Av. Gülbahar Yılmaz ve eşi Av. Ömer Çakıröz’ün açtığı davada İstanbul 14. Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından iptali talebiyle önüne taşınan kanun maddesindeki cinsiyetçiliği görmezden geldi. Kararın eşitlik ilkesini merkeze alması gerekirken, Mahkeme eşitlikle bağ kurmaksızın Kanunu salt teknik bir düzenlemeye indirgedi. Anayasa Mahkemesi kadın hareketinin “kütüğümüzü geri alacağız” mücadelesini görmezden geldi, ataerkinin aile ve kadına bakışını perçinledi ve kadının ikincil konumunu bir daha normalleştirdi.
Devamı