Anayasa Mahkemesi’nin Yoksulluk Nafakasıyla İlgili Gerekçeli Kararı Yayımlandı: Cinsiyet Eşitsizliği ve Kadın Yoksulluğu Görmezden Gelindi

1 Ekim 2026, Perşembe

Anayasa Mahkemesi’nin 4 Haziran 2026’da verdiği, Medeni Kanun’un yoksulluk nafakasıyla ilgili 175. Maddesinde yer alan “süresiz olarak” ibaresinin iptaline ilişkin kararının gerekçesi, 30 Eylül 2026 tarihinde Resmi Gazete’ de yayımlandı. Karar, dokuz ay sonra 30 Haziran 2027’de yürürlüğe girecek.

Anayasa Mahkemesi, 17 Mayıs 2012 tarihli kararından dönerek yoksulluk nafakası konusunda köklü bir içtihat değişikliği yapmış oldu. Karar oy çokluğu ile alındı. 15 üyeden 3’ü aleyhe karşı oy vererek söz konusu içtihat değişikliğini desteklemedi.

14 yılda kadınlar lehine değişen bir şey var mı?

Mahkeme 14 yıl önce yoksulluk nafakası ile ilgili iptal talebini reddederken, Anayasa’nın 2. maddesindeki sosyal devlet ilkesini merkeze alan bir değerlendirme yapmış, “süresiz” ifadesinin nafaka alacağının her durumda devam edeceği anlamına gelmediğini vurgulamış ve aynı zamanda evlilikten kaynaklı yükümlülükleri hatırlatmıştı.“Yoksulluk nafakasıyla, boşanma sonucunda yoksulluk içine düşen eşin asgari yaşam gereksinimlerinin karşılanması düşünülmüştür (…) bu yükümlülüğün sosyal hukuk devleti ilkesinin gereği olarak getirildiği kuşkusuzdur.”(AYM, E: 2011/136, K: 2012/72)

2012 tarihli karardan bu yana ülkemizde kadınların ekonomik bağımsızlığını güçlendiren; ücretsiz bakım emeğini görünür kılan ve kamusal sorumluluk olarak kabul eden; evlilik içerisinde ekonomik şiddet dahil tüm şiddet türlerini ortadan kaldıran; güvenceli istihdamı ve sosyal güvenliği sağlayan; kreş, bakım, barınma ve diğer temel hizmetleri hak olarak sunan bir düzen mi kuruldu? Ülkemizde köklü anlamda iyileşen ekonomik ve sosyal değişimler yaşanmadığına, cinsiyet eşitliği sağlanmadığına göre, bu karardan dönmeyi açıklayabilecek hiçbir haklı gerekçe bulunmamaktadır Karşı oy gerekçesinde de belirtildiği gibi, “Çoğunluk kararında, Mahkemenin bu yerleşik yaklaşımından ayrılmayı gerekli kılan yeni anayasal, hukuksal veya toplumsal nedenler yeterli açıklıkta ortaya konulamamıştır.”(Karşı oy gerekçesi, para.19)

Mahkeme eşitlik aleyhine, erkekler lehine karar vermeyi tercih etti

Mahkeme 2026 kararında, yoksulluk nafakasının süresi konusunda farklı“hukuk sistemlerinin kendi toplumlarının sosyal, ekonomik ve hukuki tercihleri doğrultusunda farklı çözümler”benimsedikleri gerçeğini kabul etmiş ancak bunun aksine ülkemizin sosyal ve ekonomik gerçeklerini görmezden gelerek, erkekler lehine bir hukuki yorum yapmayı tercih etmiştir.

Kararın merkezine Anayasa’nın 2. maddesinde yer alan hukuk devleti ilkesinin “belirlilik” alt ilkesini almış, “süresiz olarak” ifadesinin belirsizlik oluşturduğunu iddia etmiştir. Ancak boşanma sonrası yoksulluğa düşecek, önemli bir çoğunluğu çocuklarıyla yaşam savaşı verecek kadınların hukuktan beklediği belirlilik ve hukuki güvence göz ardı edilmiştir.

Öte yandanMahkeme 2012 kararının merkezindeki sosyal devlet ilkesinden vazgeçerken, neden uygulamada, yani Yargıtay kararlarında yoksulluk nafakasının çoğunlukla süresiz belirlenmek durumunda kalındığını sorgulama ihtiyacı da duymamıştır. Kararda ülkemizde nafaka alacaklılarının neredeyse tamamının kadınlar olduğu ve bu durumun derin cinsiyet eşitsizliğinden kaynaklandığı gerçeği görmezden gelinmiştir. Mahkeme bu doğrudan bağı kurmaktan ısrarla kaçınmıştır. Hatta kadınların içinde bulunduğu eşitsiz ekonomik ve sosyal koşulları sorgulamaktan kaçabilmek için, yoksulluk nafakasının Anayasa’nın eşitliği düzenleyen 10. maddesiyle ilgisi olmadığını iddia etmiştir. Aynı yaklaşımın sonucu olarak kararında Anayasa’nın ailede eşitliği düzenleyen 41. maddesi yönünden inceleme yapma gereği de duymamıştır. Bir Anayasa Mahkemesinin, konusu kadın ve aile olan bir kararda Anayasa’nın 10. ve 41. maddelerini değerlendirme dışı tutması, kadınların anayasal hak ve varlığının açıkça göz ardı edilmesidir.

Kadınların kaderi evlilikte fedakârlık, boşanmada yoksulluk olamaz!

Karara karşı oy ise toplumsal cinsiyet eşitsizliği sorgulaması yapmakta ve ülkemizde kadınların maruz kaldığı zorlu ekonomik ve sosyal koşullara dikkat çekmektedir. Karşı oy gerekçesinde evliliğin ekonomik ve sosyal rollerin yeniden dağıtıldığı bir kurum olduğu; eşlerden birinin ücretsiz ev içi işleri ve bakım yükünü üstlendiği; aile hayatının devamının sağlanması amacıyla eğitim, meslek ve kariyer fırsatlarından vazgeçerek kalıcı ekonomik kayıplar yaşadığı; bu “fedakarlık”ların sonucu olarak boşanma sonrası ekonomik kırılganlık yaşadığı ve yoksulluk nafakasının tam da bu konuma düşen eşin insan haysiyetine uygun yaşamını sürdürebilmesini sağlamayı amaçlayan sosyal devlet anlayışının somut yansımalarından biri olduğu belirtilmektedir.

Nafakayı belirleyecek olan zaman değil, ihtiyaçtır

Karşı oy yazısında da vurgulandığı gibi nafakanın evlilik süresi üzerinden tartışılması konuyu yanlış bir zemine çekmektedir. “Süresiz olarak” ibaresi, nafaka alacaklısına hayat boyu ve her şartta devam eden sınırsız bir hak tanımamakta, yoksulluk devam ettiği sürece nafaka talebinde bulunma imkanı vermektedir. Yani esas olan “yoksulluğa düşme” halidir; “nafaka kurumunun merkezinde zaman değil ihtiyaç bulunmaktadır.”(Karşı oy gerekçesi, para. 5)

Anayasa’nın 10, 41 ve 90. Maddesi çerçevesinde CEDAW, yoksulluğa düşecek eşin korunmasını gerektirir

Çoğunluk görüşünün aksine karşı oy gerekçesinde, ayrıntılı şekilde, Anayasa’nın 10, 41 ve 90. maddelerini gereği 175. maddedeki “süresiz olarak” ibaresinin korunması gerektiği açıklanmaktadır.

Türkiye’nin uluslararası insan hakları yükümlülükleri de bunu gerektirmektedir. Türkiye’nin taraf olduğu Birleşmiş Milletler Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi (CEDAW) denetim organı olan CEDAW Komitesi’nin 29 No.lu Genel Tavsiye Kararı’nda, evlilik ve boşanmanın ekonomik sonuçlarının kadınlar ve erkekler üzerinde aynı etkileri doğurmadığı” vurgulanmıştır.(Karşı oy gerekçesi, para. 12) 

Anayasa Mahkemesi, Anayasa’nın 5. maddesini de kararında esas almıştır. İlgili maddede“insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmak”devletin temel amaç ve görevleri arasında sayılmakta, herkes için daha adil ve eşitlikçi bir yaşam adına devleti görevlendirmektedir. Karardaki çoğunluk yorumunda toplumun yarısını oluşturan ve eşitsiz ekonomik koşullarda yaşayan kadınlara değil, nafaka borçlularının neredeyse tamamını oluşturan erkeklere yönelik bir koruma vardır, yani koruyucu norm tersine işletilmiştir. Anayasanın bütünlüğünden, toplumsal koşullardan ve kadınların gerçekliğinden kopuk bir yorum yapılmıştır.

Anayasa Mahkemesi, belli koşullarda nafakanın süresiz olması gerektiğini vurgulamaktadır.

Türkiye kadına karşı şiddet, kadın yoksulluğu, kadın işsizliği, kreş desteklerinin yetersizliği gibi konularda ne yazık ki ciddi sorunlar yaşayan bir ülke olduğu için nafaka süresiyle oynamak, milyonlarca kadın ve çocuğun hayatıyla oynamak anlamına gelmektedir. AYM çoğunluğu da bu toplumsal gerçeğin farkındadır. Nitekim Mahkeme, kararın 31. paragrafında yoksulluk nafakasının kural olarak belirli bir süreyle sınırlandırılabileceğini belirtmekle birlikte; evliliğin süresi, nafaka alacaklısının yaşı, eğitim ve sağlık durumu ile ekonomik ihtiyaçlarını kendi imkânlarıyla karşılayabilme kapasitesi gibi unsurlara bağlı olarak bazı durumlarda nafakanın yaşam boyunca (süresiz) uzatılması gerektiğini bizzat kabul etmiştir. Ancak bu zorunlu ihtiyacı tespit etmesine rağmen kuralı iptal ederek yasal düzenlemeyi belirsizliğe sürüklemiş ve somut güvenceleri zayıflatmıştır.

Anayasa Mahkemesi kararını belirleyen temel kabul, çoğu aslında çocuğun birikmiş nafakası nedeniyle “nafaka borçlusu” olan erkeklerin kasıtlı olarak yarattığı “ömür boyu nafaka mağduriyeti” algısını gerçekmiş gibi yorumlaması olmuştur. Anayasa Mahkemesi, konuyu AYM’ye taşıyan mahkeme kararında belirtildiği gibi erkeklerin “yeniden evlenmesine, mülk edinmesine ve doğacak yeni çocuklarının korunmasına” öncelik vermiştir. (Gerekçe, para. 15)

Anayasa Mahkemesi, “evli kadının nüfus kütüğünün erkeğinkine geçirilmesi”ni eşitliğe aykırı bulmayan kararında olduğu gibi bu kararında da ataerkinin tarafını seçmiştir. Son zamanlardaki kararlarında yaptığı gibi eşitlik ilkesini ve cinsiyet eşitsizliğini tartışmak zorunda kalmamak için esası derinlemesine irdelemekten ve somut verileri ele almaktan kaçınmıştır. Bunun yerine sorunu teknik bir boyuta indirgemiş; “hukuki belirlilik” ilkesini merkeze koyarak cinsiyet eşitsizliğini ve kadın yoksulluğunu görmezden gelmiştir.

Nafaka, kadınları terbiye etmek,şiddet içeren evliliklere mahkum etmek için kullanılabilecek bir yol olamaz!

Kamuoyunda nafaka ile ilgili kadınlar aleyhine yaratılmaya çalışılan algı,  boşanmak isteyen kadınları bitmeyen bir endişeye sürüklemekte, şiddet gördükleri veya mutsuz oldukları evliliklere ekonomik kaygılar nedeniyle mahkûm etmektedir. Aynı zamanda kadının itaatine dayalı, reisli ve çok çocuklu aile modelini güçlendiren politikalara hizmet etmektedir. Kadının boşanmasına yeni bir ekonomik engel getirirken; erkekler için “boş ol” sistemine yaklaşan hızlı ve masrafsız bir boşanma anlamına gelecektir.

Yoksulluk nafakası teknik hukuk tartışmalarına boğularak, süresi otomatik olarak evlilik süresine bağlı kılınarak veya üst sınır belirlenerek düzenlenemez.

Kadın erkek eşitsizliği eğitimden istihdama her alanda devam ederken; kadına karşı ekonomik dahil her türlü şiddet hızla artarken; kadın yoksulluğu giderek derinleşirken nafaka hakkının hedef alınması kadınların hedef alınmasıdır. Nafakayı sınırlandırmaya yönelik her girişim cinsiyete dayalı eşitsizliği ve şiddeti daha da artıracaktır.

EŞİK olarak mahkeme üyelerine, siyasetçilere ve tüm kamuoyuna nafaka gerçeklerini tekrar hatırlatmak, herkesin aşağıdaki soruların doğru yanıtlarına ulaşmasını sağlamak için Nafaka Gerçekleri Broşürümüzü sizlerle paylaşıyoruz. https://www.esik.org.tr/kategori/nafaka-raporlar-arastirmalar/

Nafaka tartışması ancak ve ancak; kadınların işgücüne katılımı erkeklerle eşit seviyeye ulaştığında, ev içi ücretsiz bakım emeği kamusal olarak üstlenildiğinde, eşit işe eşit ücret sağlandığında ve kadına yönelik her türlü ekonomik ile fiziksel şiddet ortadan kaldırıldığında bitebilir. Kadınların ekonomik bağımsızlığı ve fiili eşitliği sağlanmadan nafaka hakkına dokunulamaz. Milyonlarca kadının yaşam güvencesini elinden alan bu düzenlemelere karşı mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğiz.

 

#HayatlarımızdanHaklarımızdanHayallerimizdenVazgeçmeyeceğiz

1 Ekim 2026

EŞİK – Eşitlik İçin Kadın Platformu

www.esik.org.tr/iletisim@esikplatform.net

Tarihçemiz Box

Tarihçemiz

Site içi arama
Eşik footer
copyright